50,2963
43,1287
6.347,45
Adalet, insanlığın var oluşundan bu yana peşinde koştuğu en büyük hakikattir. Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bize adaletle hükmetmeyi emrederken, zulmü ise kesin bir dille yasaklamıştır. Ancak ne acıdır ki, tarihin her döneminde adalet terazisi sarsılmış, hakkın ve batılın mücadelesi hiç durmaksızın devam etmiştir. Bugün de bu mücadelenin farklı cephelerde sürdüğünü görmekteyiz.
Türkiye’de hukuk sistemi, son yıllarda kapsamlı değişiklikler ve düzenlemelerle toplumun gündeminden düşmeyen bir mesele haline gelmiştir. Adaletin tecellisi için var olması gereken hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü gibi hayati kavramlar üzerindeki gölgeler, vicdanları sızlatmakta, soruların ardı arkası kesilmemektedir. Bir tarafta adalet arayan mazlumlar, diğer tarafta ise hukuku kendi menfaatleri doğrultusunda eğip bükmeye çalışan odaklar...
Basın özgürlüğü, demokrasinin temel taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yazdığı bir haber yüzünden yargılanan gazeteciler, susturulmaya çalışılan fikirler ve sansür mekanizmaları, kamu vicdanında derin yaralar açmaktadır. Oysa ki, bir toplumun gelişmişlik seviyesini belirleyen en önemli unsurlardan biri, adaleti ve özgürlüğü ne denli muhafaza edebildiğidir.
Adaletin gerçek manada var olabilmesi için en önemli şartlardan biri, yargı bağımsızlığıdır. Hz. Ömer (r.a.) döneminde, bir halifenin dahi sıradan bir vatandaşla aynı mahkemede, eşit şartlarda yargılanması, hukuk sisteminin nasıl olması gerektiğine dair bize ilahi bir ölçü sunmaktadır. Fakat günümüzde yargının ne kadar bağımsız olduğu, karar mekanizmalarının kimlerin etkisi altında şekillendiği, toplumda adalet duygusunun güçlenip güçlenmediği gibi sorular, ciddi kaygıları da beraberinde getirmektedir.
Ceza infaz sisteminde yapılan değişiklikler de, adaletin toplum nezdindeki algısını doğrudan etkilemektedir. Suçluların erken tahliye edilmesi, mağdurların adalet duygusunu zedelemekte, toplumsal vicdanda büyük yaralar açmaktadır. Adaletin tam anlamıyla yerine getirilmediği bir düzen, mazlumun boynundaki ilmeği sıkılaştırırken, zalimin elini güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.
Öte yandan, çağımızın dijitalleşmesiyle birlikte hukuk alanında yeni mücadele alanları da doğmuştur. Siber suçlar, kişisel verilerin ihlali ve internet üzerinden işlenen suçlar, hukuk sisteminin önüne yeni sınavlar koymaktadır. Teknolojinin bu baş döndürücü değişimi karşısında, hukuk sisteminin hem caydırıcı hem de koruyucu mekanizmalar geliştirmesi şarttır. Ancak bu yapılırken, bireysel hak ve özgürlüklerin gözetilmesi, toplumun otoriterleşme korkusuna kapılmaması da büyük bir hassasiyet gerektirmektedir.
Bugün bizlere düşen, adaleti yalnızca yasaların çizdiği çerçevede değil, vicdan terazisinde de tartmak, hakkın batıl karşısında galip gelmesi için el birliğiyle mücadele etmektir. Çünkü biliyoruz ki, adaletin yerini zulmün aldığı bir toplumda ne huzur kalır ne de güven. Adaletin sarsıldığı yerde, fitne kol gezer, insanlar birbirine düşman edilir, milletin birlik ruhu örselenir.
O halde dua edelim: Rabbimiz bizleri adalet yolunda sabırla yürüyenlerden kılsın, zulmün karşısında susmayanlardan eylesin. Çünkü adaletin olmadığı yerde hiçbir şey baki kalmaz. Ne devlet ayakta durabilir ne de toplum sağlam kalabilir. Unutmayalım ki, adalet mülkün temelidir ve o temel sarsıldığında, altında kalan herkes olur!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.