50,3217
43,1304
6.335,83
Zulmün kılıcı, Kudüs’ün göğsüne saplanmış kanayan bir yara... Filistin’in çocukları, toprağın altına değil, bizim suskunluğumuzun karanlığına gömülüyor. Her Cuma, minberlerden yükselen hutbeler, semaya değil, ölümün gölgesine çarpıyor. Dr. Nevvaf Tekruri’nin sesi, işte bu karanlığı yırtan bir şimşek: “Elçilikleri kuşatın!” diyor. Bu söz, bir emir değil, ümmetin şah damarına çakılan bir hançerin çığlığıdır. Zira biz, secde ettiğimiz halıları kanla lekelenen kardeşlerimizin ahını, duvarlarımızda süs gibi asılı duran ayetlerden daha çok duymalıyız!
Ey Mısır’ın yiğit evlatları, Ürdün’ün aslan yüreklileri! Sınırlarınız, çizilmiş birer hicran duvarı değil; zulme karşı yürüyeceğiniz kılıçlarınız olmalı. Tekruri’nin size fısıldadığı gerçek, tarihin küllerinden doğan bir meydan okumadır: “Ablukayı kırmak için sınıra yürümekten başka çareniz yok!” Çünkü siz, Firavun’un zindanlarına meydan okuyan Musa’nın asasını taşıyan nesilsiniz. Bugün sınırda durup “Yeter!” demezseniz, yarın çocuklarınıza anlatacağınız bir hikâye değil, utançla saklayacağınız bir sır kalacak ellerinizde.
Ey Dünya Müslümanları! Sessizliğiniz, zulmün zincirlerini döven bir çekiçtir. ABD ve Siyonist elçiliklerinin önünden geçerken, ayakkabılarınızın altına sinen her toz, Filistin’in kaybedilen bir nefesidir. Cuma namazı sonrası o elçiliklerin kapısına yığılan bedenleriniz, sadece bir protesto değil; Rahman’ın huzurunda “Biz buradaydık!” diye haykıran bir şahitlik olmalı. Unutmayın: Tarih, zalimin kılıcını değil, mazlumun sessizliğini lanetler.
Peki Ya Biz? Göklerin yazdığı bir hesap var önümüzde: Her sabah uyandığımızda, Gazze’de bir annenin dua yerine gözyaşı döktüğünü bilerek nasıl gülümseyebiliriz? Her akşam, çocuklarımızı yatırırken, Filistin’de bir bebeğin bombalarla uyutulduğunu düşünerek nasıl soluk alabiliriz? Yarın Mahşer’de, “Biz ne yaptık?” sorusuna vereceğimiz cevap, bugün sokaklarda bıraktığımız izler olacak. Ya kanla yazılmış bir destan… Ya da korkaklığa bulanmış bir sayfa…
Ey Ümmet! Bu satırları okurken yumruğunuz sıkılsın, gözleriniz buğulansın, yüreğiniz Mekke’den Şam’a kadar titresin. Çünkü Dr. Tekruri’nin sözleri, bir çağrı değil; aynada kendimizle yüzleşme vaktidir. Bugün Kudüs için ayağa kalkmazsak, yarın hangi yüzle “İnnâ lillâh” diyeceğiz?
İşte benim serzenişim:
Yazıklar olsun bize ki, secdelerimiz Kudüs’e değil, konforumuzun minderine düşüyor!
Yazıklar olsun bize ki, Filistin’in feryadı, evlerimizdeki televizyon sesini bastıramıyor!
Yazıklar olsun bize ki, tarih bizi “Susarak ölenler” diye yazacak…
Bugün, yaşarken ölmektense; ölerek yaşamanın zamanıdır.
Selâm olsun zulme baş eğmeyenlere…
Lânet olsun insanlığın sesini kısanlara…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.