50,3217
43,1304
6.335,83
85 Muhabir, Tek Bir Hakikat
Gazze'de yaşananlar, artık sadece savaş haberciliğiyle geçiştirilebilecek bir durum olmaktan çok uzakta.
Beyaz fosforun yaktığı sadece binalar ya da insanlar değil.
Aynı zamanda kamu vicdanı, uluslararası hukuk, gazetecilik etiği ve en önemlisi gerçeğin kendisi de sistematik bir şekilde hedef alınıyor.
85 gazeteci öldürüldü.
Dünyanın dört bir yanında ekranlar hala haber sunmaya devam ediyor ama o ekranlarda, kameraları hedef alınan muhabirlerin yokluğu bariz şekilde hissediliyor.
Bazen bir sessizlik, çok şey anlatır.
Bugün Gazze'de olan şey tam olarak bu: Görüntü kaybolunca, gerçek de kayboluyor.
Çocuklar ölüyor.
Ama sadece çocuklar değil.
İnsanlığın temel refleksleri de birer birer işlevsiz hale geliyor.
Uluslararası kuruluşlar etkisiz.
Diplomatik söylemler kalıplaşmış.
Ve kamuoyu?
Bir kısmı duyarsızlığa alışmış, bir kısmı bu görüntüler karşısında ne yapacağını bilmiyor.
Ve tam bu noktada, bir tarihî kırılma anı yaşanıyor.
11 Nisan Cuma, Saat 22.00.
Bu saat, herkesin kendini yoklayacağı bir sınav olacak.
Bir milletin vicdanı, balkonlarından yükselecek seslerle mi yankılanacak?
Yoksa o da, olayları ekran başında izleyip geçiştiren küresel sessizlik korosuna mı karışacak?
Burada mesele sadece Filistin ya da İsrail meselesi değil.
Bu, daha büyük bir soru:
Gerçek karşısında nerede duracağız?
Hangi çocuğun ölümüne gözlerimizi kapatacağız, hangisinin fotoğrafını paylaşacağız?
Hangi gazetecinin sesi duyulduğunda “basın özgürlüğü” diyeceğiz?
Ve hangi gazeteci öldüğünde, sadece “riskli bir bölgedeydi” deyip geçeceğiz?
Bu yazının sonunda büyük cümleler yok.
Çünkü büyük kelimeler, büyük sessizliklerin ardından anlamsızlaşabiliyor.
Ama hâlâ anlamı olan küçük bir eylem var:
Sadece sessiz kalmamak.
Bir ses olmak, bir iz bırakmak.
Hiç değilse, “Ben sustum” dememek.
#TekbirleFilistineSesOl
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.