Euro

50,3217

Dolar

43,1304

Altın

6.335,83

  • Ekleme: 12.04.2025 12:09 Güncelleme: 12.04.2025 12:09

Terörsüz Bir Ülke, Kucaklaşan Bir Millet midir?

Türkiye, “terörsüz bir ülke” olma idealine bugün her zamankinden daha yakın. Fakat sorulması gereken esas soru şudur: Sessizlik mi hâkim, yoksa gerçekten huzur mu var? Silahların susması barışı müjdeler mi, yoksa bastırılmış başka bir gerilimin habercisi midir?

 

Bu sorulara cevap ararken gözümüzü tarihe çevirmek zorundayız. Çünkü bu topraklar, sadece terörün değil, devlet eliyle şekillendirilmiş başka acıların da tanığıdır. Ve bu acıların en kalıcı olanı, Cumhuriyet’le birlikte Kemalizm adı verilen ideolojik bir mühendislik sürecinin halkın üzerine adım adım inşa edilmesidir.

 

Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan "inkılaplar", sadece modernleşmenin araçları değil, aynı zamanda halkı “yeniden şekillendirme” girişimleriydi. Harf devrimiyle geçmişle bağ kesildi; insanlar dedesinin mektubunu, mezar taşını okuyamaz hale geldi. Kıyafet inkılabıyla sarık, cübbe, fes yasaklandı. Bir milletin görünüşü değil, ruhu hedef alındı.

 

1930’lu yıllarda camiler kapatıldı, tekkeler ve zaviyeler mühürlendi. Ezan Türkçeleştirildi. İmam Hatip okulları tamamen kapatıldı. Bu halkın yüzyıllardır süregelen dini geleneği, “gericilik” yaftasıyla bastırıldı. Kur'an öğretimi yasaklandı, dinini öğrenen insanlar gizli gizli eğitim almak zorunda bırakıldı.

 

Kemalizm’in halkla kurduğu ilişki, her zaman ya bastırma ya da dönüştürme üzerinden şekillendi. Bu zihniyetin en karanlık tezahürleri ise Şeyh Said, Dersim ve Rize hadiselerinde kendini gösterdi. İslam alimi ve halk önderi Şeyh Said, Kurtuluş Savaşı’nda cephede savaşmış bir mücahiddi; ancak Cumhuriyet sonrası inanca karşı yürütülen politikalara itiraz ettiği için “isyan” bahanesiyle idam edildi. Ardından binlerce kişi ya sürgün edildi ya da susturuldu. Dersim’de ise sadece “itaatsizlik” bahanesiyle kadın, çocuk, yaşlı demeden köyler bombalandı, mağaralarda insanlar diri diri yakıldı. Bir halk, kendi vatanında yok sayıldı. Yine Rize’de, halkın şapka dayatmasına karşı gösterdiği tepkiler savaş uçaklarıyla bastırıldı. Devlet, kendi vatandaşının üzerine bomba yağdırarak “itaat” bekledi. Bu üç olay, Kemalist rejimin muhalefete ve farklılıklara tahammülsüzlüğünün üç acı sembolüdür

 

Başörtüsü yasağıyla yıllarca okulların, üniversitelerin, kamu kurumlarının kapıları Anadolu’nun inançlı evlatlarına kapatıldı. Binlerce kız öğrenci eğitim hakkından oldu. Bu bir "laiklik" değil, bir ideolojik dayatmaydı. Kemalizm, dini yaşamak isteyenlere hayatı zindan etti; inancı “özel alan”a sıkıştırarak kamusal alanı tek tipleştirdi.

 

Bugün hâlâ Kemalizm eleştirisi, “rejim düşmanlığı” olarak kodlanıyor. Oysa millet, artık eleştiriden değil, susturulmaktan yoruldu. Halk, bu ideolojik putları değil; birbirinin gözündeki samimiyeti, kardeşliği görmek istiyor.

 

Kemalizm’in inşa ettiği bu sistem; milletin ortak duygularını değil, ortak korkularını temel aldı. Bu yüzden “terörsüz bir Türkiye”, henüz gerçek bir kucaklaşma anlamına gelmiyor. Çünkü milletin arasına örülen duvarlar yıkılmadı. Çünkü Kemalizm, hâlâ sorgulanamaz bir kutsiyet zırhı içinde korunuyor.

 

Gerçek bir barış için sadece dağlardan değil, kalplerden de bombaları temizlemek gerekir. Bunun için de önce geçmişle hesaplaşmak, sonra halkı bir araya getiren esas değerlere dönmek gerekir. Bu milletin asırlardır yürüdüğü yol bellidir: inançla, adaletle, kardeşlikle örülü bir yoldur.

 

Ve bu yol, Kemalizm’in dayattığı yol değildir.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.